Posta
 
Üyelerimizin  @gebze.org.tr uzantılı postalarına erişimi içindir

Kültür‎ > ‎

Yarbay Topal Osman Ağa

(Ata nın Canını Emanet Ettği Büyük Kuvayi-Milliyeci Anadolu Kahramanı)

 

 

Osman Aga, Giresun’un Hacihüseyin mahallesindeki köklü bir aile olan Feridunzadeler’dendir. Annesi Zeynep hanimdir. Osman Aga ticaretle ugrasirken 1912 yilinda Balkan savasi baslamis, babasi askerlik bedelini ödedigi halde o, gönüllü bir birlik olusturarak savasa katilmistir. Basarilarindan dolayi yarbaylik rütbesine kadar yükselmistir. Bu savaslarda sag ayagindan agir bir sekilde yaralanmis, tedavisinden sonra “GAZI” ünvani alarak Giresun’a geri dönmüstür.

I.Dünya Savasina katilmis, Ruslara karsi Batum ve Harsit’ta çarpismistir. Osman Aga’nin gönüllü taburu ruslarin Harsit çayini geçmesine mani olmus, Tirebolu’nun isgalini önlemistir. I.Dünya Savasindaki bu birligin adi “Teskilati Mahsusa” dir.
 
Mondros Mütarekesinden sonra Belediye Baskani olan Osman Aga, burada 400 yil sulh içinde yasayan Rum ve Ermenilerin, isgali çeteler kurarak çabuklastirici çalismalara baslamalari üzerine, gönüllü birligi ile bu isgal çabalarinin belini kirmistir. Rum ve Ermeni isgalci çeteler, Osmanli hükümeti nezdinde lobi olusturarak, Osman Aga’yi tehcir islerinden sorumlu göstermisler, yakalama emri çikartmislardir. Bu olay üzerine Osman Aga, Sebinkarahisar bölgesine yerlesmistir.
8 Mayis 1919 tarihinde Yunan Kizilhaç heyetini tasiyan bir Yunan gemisi Giresun’a gelir. Heyet 11 Mayis 1919 tarihinde Taskisla’ya beyaz renkli Yunan Kizilhaç bayragini, daha da ileriye gidip, 5 Haziran tarihinde Pontus bayragini asarlar. Bunun üzerine Osman Aga harekete geçer, isgal bayraklarini indirip, yerine Türk bayragi asar.
Ayni yil Temmuz ayi içinde Osmanli Hükümeti tarafindan affedilen Osman Aga, Izmir ilinin Yunanlilar tarafindan isgali üzerine, 17 Mayis 1919’da Giresun’da büyük bir miting düzenlemis, isgali protesto etmistir.
Gazi Osman Aga’nin büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK ile ilk bulusmasi 29 Mayis 1919 günü Havza’da gerçeklesmistir. Bu bulusmadan sonra sadece ondan aldigi emirlerden güç alarak daha rahat hareket etmeye baslamistir.
Müdafai Milliye Cemiyetinin kurulmasini da saglayan Osman Aga, Erzurum kongresi için Ali Naci DUYDUK ve Ibrahim Hamdi Beyi temsilci göndermistir. Kars’ta görev yapan birlik yine Osman Aga’nin önderliginde kurulmustur. 12 Kasim 1920’de Atatürk ile yeniden bulusan Osman Aga, onun istegi üzerine önce 10 kisilik daha sonra da 100 kisilik bir muhafiz grubunu Ankara’ya göndermistir.
Milli suurun olusmasi ve harekete geçmesi için Giresun’da Gedikkaya isimli bir de gazete çikaran Osman Aga, Giresun Belediye Baskani sifatiyla Kasim 1920’de Ankara’ya gitmis, 12 Ocak 1921 tarihinden itibaren de 42. Ve 47. Alaylarin kurulmasi çalismalarina baslamistir.
Gazi Osman Aga komutasindaki 47. Gönüllü Alayi Mart 1921’deki Koçgiri Ayaklanmasini bastirmistir. Osman Aga komutasindaki bu alay ve Hüseyin Avni Alpaslan komutasindaki 42. Alay Sakarya Savasinda büyük bir kahramanlik ve cesaret örnegi vermistir. 42. Alayin büyük bir kismi komutanlari Hüseyin Avni Alpaslan ile birlikte sehit düsmüstür.
Savastan kisa bir süre sonra, Gazi Osman Aga, Trabzon milletvekili Ali Sükrü Beyin ölümünden sorumlu tutulmus, 2 Nisan 1923’te çikan bir çatismada henüz 40 yasindayken vefat etmistir.
Gönüllü Alayi ile birlikte Ankara’ya vardigi zaman kendisini karsilayan milletvekillerine yaptigi konusmada: “Ben bu millet ugruna bacagimi kaybettim. Düsmani denize dökünceye kadar, icab ederse sedye üzerinde muharebe edecegime alayimla birlikte yemin ediyorum.” Diyerek yüreginde nasil bir vatan sevgisi bulundugunu açik bir sekilde göstermistir. Anit mezari Giresun Kalesindedir.


Topal Osman Anitina Çikarken Topal Osman Aniti Ziyaretçi Akinina Ugramaktadir

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


1884 Yılında Giresun'un Hacıhüseyin Mahallesinde doğdu.

 


• Ekim 1912 yılında Balkan Harbine gönüllü katıldı. Sağ dizinden yaralanarak sakat kaldı ve "TOPAL" lakabı ile anılmaya başlandı.
• Aralık 1913 yılında İstanbul'dan Giresun'a döndü.
• 30 Kasım 1915'te gönüllü olarak Doğu Cephesinde Ruslara karşı savaştı.
• Şubat 1918'de Giresun Belediye Başkanı oldu.
• Şubat 1919'da Muhafazai Hukuk-u Milliye Cemiyeti Giresun Şubesini kurdu.
• Nisan 1919'da İstanbul Hükümetince hakkında tutuklama emri çıkarıldı, tutuklamadan kurtulmak için Keşap ve Şebinkarahisar yöresine çekildi.
• 29 Mayıs 1919'da Atatürk ile Osman Ağa Havza'da gizli olarak buluştular. Osman Ağa ve arkadaşları, 5 Haziran 1919'da Pontusçu Rumlar' in Giresun'daki Rum Mektebine astıkları Pontus bayrağını indirdiler.
• 8 Temmuz 1919'da Osman Ağa hakkındaki tutuklama kararı Padişah Vahdettin tarafından kaldırıldı.
• Temmuz 1919'da Osman Ağa Giresun'a geri döndü, yeniden Belediye Başkanı ve Muhafazai Hukuk-u Milliye Cemiyeti Başkanı oldu.
• Temmuz 1919'da Osman Ağaya Kaymakam Baki Bey başarısız bir suikast düzenledi.
• Şubat 1920'de "GEDİKKAYA" gazetesini yayınlamaya başladı.
• Eylül 1920'de Giresunlu gönüllüler Doğu'daki Ermeni harekatını bastırmak üzere Kars'a gittiler.
• 12 Kasım 1920'de Osman Ağa ve Giresun Uşakları Ankara'da Atatürk'ün muhafızlığına başladılar.
• Nisan ve Mayıs 1921'de Osman Ağa ve 47. Gönüllü Alayının Koçgiri İsyanını bastırmaları; Zara, Niksar, Kavak ve Merzifon yöresindeki Pontusçu Rumların direnişini kırmıştır.
• 5 Ağustos 1921'de Osman Ağa komutasındaki 47.Giresun Gönüllü Alayı Ankara'ya geldi.
• Ağustos 1922'de 42. ve 47. Giresun Gönüllü Alayları Başkomutanlık, Sakarya Meydan Muharebesine katıldılar.
• Ocak 1923'te Osman Ağa Giresun'a geldi.
• Mart 1923' te Osman Ağa Ankara'ya döndü.
• 2 Nisan 1923, Osman Ağa'nın ölümü.
• Nisan 1923 Osman Ağa'nın Giresun Kalesine gömülmesi.
• Mart 1925'te Osman Ağa'nın naaşı anıt mezara taşınmıştır.



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Hayatı

Yarbay (Topal) Osman Ağa, Giresun'un Hacıhüseyin mahallesindeki Ferudunzade ailesindendir. Babası Hacı Mehmet Efendi, annesi Zeynep hanım olup ailesi ticaret ile uğraşmakta idi. 1912 yılında balkan savaşı başladığına Osman Ağa ticaret işi ile uğraşmakta idi, babası askerlik bedelini ödemesine rağmen O gönüllü birlik ol

 

uşturarak savaşa katıldı. Savaşta göstermiş olduğu başarılarından dolayı Yarbaylık rütbesine kadar yükseldi. Bu savaşlarda sağ dizinden yaralanarak Gazi unvanını aldı. Giresun'a döndükten sonra 1.Dünya savaşına katılmış, Batum ve Harşit çayında Ruslara karşı savaşarak, Rusların Harşit çayını geçmelerini engelleyerek Tirebolu'nun işgalini önlemiş.
Mondros Mütarekesinden sonra Belediye başkanı olmuş, uzun yıllar beraber yaşayan Ermeni ve Rum işgalci çetelerinin belini gönüllüler kurarak kırmış. Bu Rum ve Ermeni işgalci çeteler, Osmanlı hükümetine Osman Ağayı şikayet ederek hakkında tutuklama kararı çıkarttırmışlar, bunun üzerine Osman Ağa, Şebinkarahisar bölgesine yerleşmiş.
8 Mayıs 1919 tarihinde Yunan Kızılhaç heyetini taşıyan bir Yunan gemisi Giresun'a gelir. Heyet 11 Mayıs 1919 tarihinde Taşkışla'ya beyaz renkli Yunan Kızılhaç Bayrağını asar, 5 Haziran 1919 Tarihinde ise Pontus bayrağını asarlar. Bu olaylar üzerine Osman Ağa, harekete geçerek arkadaşları ile birlikte işgalcilerin bayraklarını indirip, yerlerine Türk bayrağını asarlar.
Osmanlı hükümeti tarafından affedilen Osman Ağa; İzmir ilinin Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine, 17 Mayıs 1919 tarihinde Giresun'da büyük bir miting düzenleyerek işgalci devletleri ve göz yumanları protesto etmiştir.
29 Mayıs 1919 tarihinde Havza'da Mustafa Kemal Atatürk ile gizlice buluşmuş. Bu buluşmadan sonra Atatürk'ten aldığı emirler doğrultusunda hareket etmiş, ayrıca bu emirler kendisine güç verdiği için daha rahat hareket etmeye başlamış.
Erzurum Kongresine Dr Ali Naci DUYDUK ve İbrahim Hamdi Bey'i temsilci olarak göndermiş. Giresun Askerlik Şubesi

 

Başkanı Hüseyin Avni Alpaslan ve Jandarma Komutanı Hamdi Bey ile anlaşarak, Eylül 1920'de Giresun gençlerinden oluşan 'GİRESUN GÖNÜLLÜLER TABURU'nu kurmuştur.
Kurulan bu tabur ilk önce Ermeni saldırılarında görev almış. 12 Kasım 1920'de Osman Ağa Mustafa Kemal ATATÜRK ile tekrar buluşmuş, Atatürk'ün korunması içi önce yanındaki on kişiyi, daha sonrada Giresun'dan topladığı 100 kişilik muhafız gurubunu Ankara göndermiş. Bu şekilde Atatürk'ün ilk muhafız birliği Giresunlulardan kurulmuş.
Giresun'da GEDİKKAYA isimli bir gazete çıkartarak, Milletin milli şuurun'un oluşmasını sağlamaya çalışmış. Bu çalışmaları art niyetli kişiler tarafından engellenmeye çalışılmış.
Giresun Müdafa-i Milliye Başkanı ve Belediye Başkanı sıfatıyla Kasım 1920'de Ankara'ya gitmiş, gerekli emirleri aldıktan sonra Giresun'a dönerek, 12 Ocak 1921 tarihinde 42. ve 47. Gönüllü Alayların kurulması çalışmalarını başlatmış.

 


Mart 1921'deki Koçgiri ayaklanması Topal Osman Ağa komutasındaki 47. Gönüllü Alayının büyük katkıları ile bastırılmıştır.
Çorum-Merzifon-Tokat ve Samsun havalisinde Rum ve Ermeni çetelerini tamamen kaldıran Osman Ağa , komutasındaki Gönüllü Alayı ile birlikte Sakarya savaşına katılmıştır. Bu savaşta 42. Alay, Tirebolulu Binbaşı Hüseyin Avni Bey Komutasında büyük kahramanlıklar gösterm

 

iştir, Taşlıtepe sırtlarını kanlarının son damlasına kadar savunmuşlar.Bu alayın tamamını şehit veren Osman Ağa, Mangaltepe sırtlarında büyük kahramanlıklar göstermiştir.
Trabzon milletvekili Ali Şükrü beyin ölümünden sorumlu tutulmuş, 2 Nisan 1923'de çıkan bir çatışmada 40 yaşında iken şehit olmuştur.
Mezarı Giresun Kalesindedir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Mücadeleleri

-1912 Yılında Balkan Harbine gönüllü katıldı. Sağ dizinden yararlanarak sakat kaldı ve 'TOPAL' lakabı ile anılmaya başlandı.
-30 Kasım 1915'te gönüllü olarak Doğu Cephesinde Ruslara karşı savaştı.
-Şubat 1918'de Giresun Belediye Başkanı oldu
-Şubat 1919 Yılında Mudafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Giresun Şubesini kurdu.
-1919 Yılında İstanbul Hükümeti hakkında tutuklama kararı çıkardı, tutuklanmamak için Keşap ve Şebinkarahisar yöresine kaçtı.
-29 Mayıs 1919'da Atatürk ile Havzada gizli olarak buluştu.
-5 Haziran 1919'da Arkadaşları ile Pontuscu Rumların Giresun'daki Rum Mektebine Astıkları Pontus bayrağını indirdi.
-8 Temmuz 1919'da hakkındaki tutuklama kararı Padişah Vahdettin tarafından kaldırıldı.
-Temmuz 1919 'da Giresun'a geri döndü ve tekrar belediye başkanı ve
Mudafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti başkanı oldu.
-Temmuz 1919'da Osman Ağaya, Kaymakam Baki bey tarafından başarısız bir suikast düzenlendi.
-Şubat 1920'de 'GEDİKKAYA' gazetesini yayınlamaya başladı.
-Eylül 1920'de Giresunlu gönüllüler ile Ermeni harekatını bastırmak üzere Kars'a gitti.
-12 kasım 1920'de Giresun uşakları ile birlikte Ankara'da Atatürk'ün muhafızlığına başladılar.
-12 Kasım 1920'de Osman Ağa ve 47. Gönüllü Alayının Koçgiri İsyanını bastırarark büyük bir başarı elde etti.
-5 Ağustos 1921'de Komutasındaki 47. Giresun Gönüllü Alayı Ankara'ya geldi.
-Ağustos 1922'de 42. ve 47. Gönüllü Alayları, Sakarya Meydan Muharebesine katıldılar.
-2 Nisan 1923, Osman Ağanın ölümü ve Cumhuriyet Şehidi olması.
-Nisan 1923, Osman Ağanın Giresun kalesine gömülmesi.

 

 


-Mart 1925, Osman Ağanın naaşı Atatürk'ün emri ile anıt mezara taşınmıştır.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ATATÜRK’ÜN TOPAL OSMAN’I
Hüseyin MÜMTAZ
Ortada incir, incir ağacı varken, incir çekirdeğini doldurmayan konularda yanlış rüzgârlarla yanlış coğrafyalara yanlış yelken açıyoruz.
Üstelik gemi de yanlış, kaptan da..
Candemir Sarı; sâbık valinin savunmasını ele geçirerek yayınladı, gazetede okudunuz.
Ali Haydar Öner, malûm konu ile ilgili olarak müfettişlere verdiği savunmasında demiş ki;
1. Başbakanlık Uygulama Takip ve Koordinasyon Kurulu’ndan alınan yazıda “Milli Mücadele Kahramanlarından Topal Osman Ağa’nın mezarında yer alan “Pontusluların imhasında vazife aldığının” belirtilmesinin maksatlı çevrelerce kullanılacağı duyumunun alındığı belirtilerek gereğinin yapılması ve 3 Temmuz 2001 tarihine kadar bilgi verilmesi talimatlandırılmıştır.
2. Emir tarihinde bir Giresunlu Hemşehrimizin başkanlığında çalışan ve bünyesinde İçişleri Bakanlığı Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü, Genel Kurmay temsilcileri, Milli İstihbarat Teşkilatı mensupları ve diğer ilgililerden oluşan yetkin ve seçkin bir kurul niteliğinde ki UTKK’nun İçişleri Bakanlığına, oradan da dönemin Müsteşarı – Vali Saim Çotur imzasıyla Valiliğimize gönderilen emrin alınmasını müteakip mezarın bulunduğu Giresun Kalesinin hizmet ve kullanım sorumluluğunun Belediye’de olması nedeniyle dönemin Belediye Başkanı sözlü olarak (emir yazısı gösterilip okutulmak suretiyle) bilgilendirilmiştir.
3. Çok önceden programlanan yıllık iznime 27 Haziran 2001’de ayrılışımı takip eden günlerde Vali Yardımcısı Hasan Karahan vali vekili sıfatıyla arayarak “Özel Kalem Müdürlüğü Müdürlüğü’nce; Bakanlığın günlü emrinin kendisine hatırlatıldığını” ve “Ne yapması gerektiğini sormuştur. Vali Yardımcısına “Emrin yeterince açık ve anlaşılır olduğu...” ifade edilmiş, izin dönüşü (8 Temmuz 2001)’nü takip eden tarihlerde ise Vali Yardımcısı tarafından Vali Vekili, sıfatıyla 3 Temmuz 2001 tarihinde bilgi verildiği öğrenilmiştir.

 


4. Benim konu hakkında ki bilgim yukarıdakilerden ibarettir. Dönemin İl Jandarma Komutanı Aydın Bacık ile İstihbarat Şube Müdürü Ali (Alp) ................. Yüzbaşı’da “Konu ile ilgili olarak; Genel Kurmay Psikolojik Hareket Timleri tarafından değerlendirmeler yapıldığını ve “Pontusluların imhası” ibaresinin Pontusçu çevrelerce istismar edilebileceği yolundaki kaygılarını dile getirdiklerini” ifade etmişlerdir.

 


5. Konunun basına yansıtıldığı ve polemik konusu yapıldığı Eylül-Ekim 2002 tarihlerinde görevde olmayışım nedeniyle Yetkili Kurul ve Makam emirlerini uygulamak üzere nasıl bir çalışma yapıldığını sorgulamak-öğrenmek imkanı bulunamamıştır. Osmanlıca metin ile ilgili iddia ve soru üzerine konuya ilk kez muttali olunmuş, basın toplantısından hemen sonra Osman Ağa’nın torunu Osman Feridunoğlu ile şimdiki Belediye Başkanı Hasan Karaibrahim ile görüşülerek bilgi alınmış, “Bir iddiaya göre 5 yıl önce, bir diğer değerlendirmeye göre eş zamanlı olarak” yapıldığı iddia edilen –varsa- kazımanın yanlışlığı vurgulanmış orjinaline uygun kitabenin yerine konmasının uygun olacağı belirtilerek göreve dönülmesi halinde gerekenin yapılacağı ifade edilmiştir.
6. Devletin ve milletin genel çıkarlarını gözettiğinden kuşku duyulmayacak olan seçkin bir kurul tarafından yapılacak değerlendirme sonucunda ilginç bir rastlantı olarak Giresunlu Başkanı tarafından İçişleri Bakanlığına yapıldığı anlaşılan uyarı sonucu dönemin İçişleri Bakanlığı Müsteşarı-Vali Saim Çotur tarafından yazılı emir olarak direktife bağlanan bir hususun hukukun bilinen genel kuralları ve emir-komuta kademesi içinde ilgili birime aktarılması; olağan boyutları dışına çıkarılarak kimi iyi niyetli ve duyarlı çevrelerce yanlış değerlendirilmiş, kimi maksatlı çevrelerce de siyasi ve kişisel çıkarlara alet edilmeye çalışılmıştır. Direktifi veren kurulun Osman Ağa’nın hizmetlerinin yanlış yorumlanmasına son vermeyi amaçladığından, şüphe edilemez. Ancak milli siyaseti iç politika ve kişisel çıkar konusu yapma kaygısı taşımayanlar; bir yandan internet yayınlarıyla yurt içinde ki hainlerle yurt dışında ki hasımlarımız ve özellikle Pontuscu çevrelere propagandan malzemesi verebilecekleri sorumluluğundan uzak davranışlar sergilediklerinin farkına varamamışlardır. Konunun milletvekili genel seçimleri öncesi sansasyonel amaçla gündeme getirilmesi dikkat çekici bir husustur. Ayrıca konunun Osman Ağa’nın değerli ve duyarlı hemşehrileri Giresun Türk Ocakları yerine Trabzon Türk Ocakları Şube Başkanlığınca gündeme taşınma çabası üzerinde durulmaya değer bir diğer husustur.
7. Olayın ulusal basına yansıtılması üzerine konunun Milli Güvenlik Kurulu adına Emekli Kurmay Albay Hikmet Çobanoğlu tarafından izlendiği ve yetkili makam’a bilgi sunulduğu da öğrenilmiştir.
Ali Haydar gider, seçimi kazanamaz, son Valiler kararnamesi ile de beklediği görevi de alamaz ve halen “merkez”de, sınırsız görgü ve bilgisinden faydalanılmasını beklemek üzere derin araştırma ve incelemelerde bulunmaktadır.
Kısa bir süre Giresun Vali’liğine Ayhan Nasuhbeyoğlu vekâlet eder.Konu ile ilgili samimi çaba gösterir, İçişleri Bakanlığ

 

ından müfettiş taleb eder. Fakat görev süresi konuyu çözmesine kifâyet etmez.
Mustafa Kara yeni Giresun Valisi olarak gelir ve konuyu kucağında bulur.
Ali Haydar Öner’in sözünü ettiği Başbakanlık yazısının aslına henüz ulaşamadık; ancak sızan bilgilerden konu ile ilgili olarak ““...olmamakla beraber, oluşabilecek propagandalar gözönüne alınarak kitabedeki yazıların değerlendirilerek gereğinin yapılması” ibaresinin yer aldığını öğrendik.
Yeni Vali’nin ise konuya, gazetemiz yöneticileri ile görüşmesi sırasında açığa çıkan yaklaşımı da şöyle;
1.Giresun valiliğine başlama tarihinden 4-5 ay kadar önce 2002 yılı sonlarında yapılan bazı işlemler söz konusu olmuş. Kale’de bulunan Osman Ağa Anıt mezarında ki kitabede ki Türkçe bölümde iki cümlede değişiklik yapılmış, Osmanlıca bölümde ise tamamen silinmiştir. Bu Türkçe bölümde ki değişikliğin valilik tarafından yapıldığı ifade edilmiş, Osmanlıca yazının kim tarafından silindiği konusu da henüz tespit edilmiş bir bilgi mevcut değildir.
2 Türkçe bölümde ki değişiklikler ve bu Osmanlıca kısmının silinmiş olması konusu şikayet konusu haline getirilmiş. İçişleri Bakanlığına bu konuda inceleme ve araştırma yapılmak üzere talepte bulunulmuş. Bunun üzerine İçişleri Bakanlığı tarafından iki mülkiye müfettişi görevlendirilmiştir. İki mülkiye müfettişi 04.11.2002 tarihinde görevi almışlar 28.11.2002 tarihinde raporlarını düzenlemişler. Bu rapora göre Osman Ağanın yakınları ile görüşülerek kitabenin yeniden yazdırılmasının uygun olacağı kanaatine varılmış.

 


3. Ben Giresun valiliği görevine başladıktan sonra hem eski halini hem de şu an ki durumunu tespit ettirdim. Mevcut durumda Türkçe bölümde değişiklik yapıldığı, Osmanlıca’nın tamamen silindiğini tespit ettirdim. Tutanaklara bağladım. Ayrıca resimlerini dosyama koydum. Mülkiye müfettişlerinin raporlarını da ekledim. Mülkiye müfettişlerinin raporlarını incelediğimizde bu raporun uygulama kabiliyetinin olmadığını gördüm.
4. “Mülkiye müfettişlerinin kanaatini ben paylaşmıyorum. Bu kitabe zamanında Osman Ağanın yakınları tarafından yazılmış olabilir. Ancak tarihte yapılan bu işlem ne şekilde yapıldığını tam olarak bilmemiz mümkün değildir. Ama burada bir değişiklik yapılması yeni yazı yazılması veya yazılmış olan yazıların değiştirilebilmesi ne valiliğin inisiyatifinde ne de mülkiye müfettişlerinin raporuna istinaden Giresun’da ki kurum ve kuruluşların inisiyatifinde bir olay değildir. Onun için konuya geldiğim günden bu yana hassasiyetle yaklaşıyorum. Son olarak Başbakanlık Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığına bir yazı yazdım ve bütün belge ve bilgileri bu yazıya ekledim. Bu yazıda aynı zamanda olayın kısa bir özetini de yaptık. –Ve Türk Tarih Kurumu Başkanlığından gerekli inceleme ve araştırmanın yapılarak, anıt mezardaki kitabelerde nasıl bir yazının yazılması gerektiği ve yazılacak yazının son şekliyle düzenlenerek valiliğimize gönderilmesi hususunu rica ettik. Bu konuda vali olarak benim bir kanaat ortaya koymam mümkün değildir. Şu cümle şöyle olsun diye bir tespit yapamam. Bu uzmanlık gerektiren bir konudur. Bu konunun uzmanları da Türk Tarih Kurumunda mevcuttur. Orada yapılacak araştırma ve inceleme sonucuna göre hareket edeceğiz.
Ali Haydar Öner’in “Savunma”sı; tam bir “sorumluluktan kaçma”, başkalarına yıkma fezlekesidir.
Muhterem Başbakanlıktan aldığı emri belediyeye tebliğ ediyor, tam da olay ânında izine ayrılıyor, olay “vekili” tarafından kendisi izinde iken telefonla soruluyor, talimatı alınıp yine yokluğunda yerine getirilip tekmil veriliyor.

 


Jandarma’dan filanlar da bu işe zaten olur vermişmiş, Başbakanlık’taki ilgili kurulun başında da zaten bir Giresunlu varmış, konu ile de zaten Giresun Türk Ocakları değil, Trabzon Türk Ocakları ilgilenmiş. MGK’dan filan da zaten olayı izleyip ilgili makama bilgi vermiş.
Duyan da muhteremin olayın geçtiği yer ve zamanda Giresun Valisi değil, resmi gazetenin ceride tutan yerel muhabiri veya Giresun ilinin resmi “vakanüvis”i olduğunu zannedecek.,
Nasuhbeyoğlu’nun çabaları ve müfettişlerin verdiği raporda vardıkları sonuç doğrudur.
Öyle olmakla birlikte hâlihazırdaki vali Kara’da da “Bu iş nereden benim üzerime kaldı?” tavırları sezilmektedir. O da bu “netâmeli konuya bulaşmamak”, sorumluluğu üzerine almamak için Türk Tarih Kurumu’na sormayı yeğliyor.
Gerekçesi de ilk bakışta uygun; “Ama burada bir değişiklik yapılması yeni yazı yazılması veya yazılmış olan yazıların değiştirilebilmesi ne valiliğin inisiyatifinde ne de mülkiye müfettişlerinin raporuna istinaden Giresun’da ki kurum ve kuruluşların inisiyatifinde bir olay değildir. Bu konuda vali olarak benim bir kanaat ortaya koymam mümkün değildir. Şu cümle şöyle olsun diye bir tespit yapamam. Bu uzmanlık gerektiren bir konudur” yaklaşımı sergiliyor.
İyi ama Sayın Vali; eski kitâbeler sabık valinin insiyatifi ile Giresun’daki kurum ve kuruluşların marifetiyle kazınıp, sökülmemiş miydi?
O zaman neden TTK’na sorulmadı?
Ya şimdi ne yapacaktır TTK? Yeni baştan senaryo mu üretecektir, Osman Ağa’nın yaptıklarının hangisini yok sayacaktır?
Öyleyse eğri oturup doğru konuşalım.
Bu iş sübjektif oldukları, konuyu bilmedikleri sürece Başbakanlık’taki ilgili kuruluşun, kuruluşun başında olan filan Giresunlunun, jandarmadaki filan görevlinin, belediyenin, valinin, TTK’nın, Osman Ağa’nın ailesinin boyunu aşar.
Osman Ağa artık sadece ailesinin değil, milletin malıdır.

 


Bizim gerekçemiz eski kitabenin Atatürk’ün sağlığında yazdırıldığı gerçeğine dayanıyor.
Kim tarafından yazdırılmışsa yazdırılmış, Atatürk’ün sağlığında, Osman Ağa’nın mezar taşına, Atatürk’ün istemediği, ona ters gelecek, Cumhuriyet’in Atatürk zamanındaki ilkeleri ve tarih görüşüyle çelişecek ifade ve ibarelerin yazılması mümkün mü?
Dileğimiz gasbedilen hakkın iadesidir.
Yerel sorumlular, başbakanlıktan gelen yazıyı yanlış, yanlı ve kendi dünya görüşlerine, hoş görü-barış yanlısı mozaik kültürlerine ve AB kriterlerine uygun yorumlamış, hadlerini aşmışlardır.
Osman Ağa’yı peşmergeler sevmez, Rumlar sevmez, Atatürk düşmanları sevmez. Çünkü kronolojik olarak önce etnik temele dayalı bölücü isyanlarla, sonra Yunanlılarla savaşmıştır. Sonra da Atatürk’ün muhafızlığını yapmıştır.
Karadeniz’de Pontusçuların çanına ot tıkamış, ocaklarına incir ağacı dikmiş, Sakarya’da Yunan’ın denize dökülmesine yardım etmiştir.
Bu işleri yaptığı için mezartaşına (Atatürk’ün sağlığında) onlar yazılmıştır. Onun için bir gece ansızın, bu ifadelerden rahatsızlık duyan, kimliği kişiliği belirsiz peşmergeler, Yunan ajanları, Atatürk düşmanları tarafından kitabe sökülmüştür.
Ülkeyi AB’ye 57’inci hükümet “uygun hâle” getirmişti.
Onların “uygun hâle” getirdiği, siyasi kimlik getirdiği ilgili kurumlar Osman Ağa’ya uygun bakarlar mı? Başbakanlık’taki kurul, 57’inci hükümetin düşünce yapısına aykırı fikir mi üretecekti?

 


Ya TTK’yı da “AB’ye uydurdularsa”, oradan gelecek karara saygı duymamız beklenebilir mi?
Ortada kapı gibi müfettiş raporu ve kanaati varken uygulamayıp da filana sormak ipe un sermektir.
Doğrusu, eski kitabelerde ne yazıyorsa aynini tekrar yazdırıp Nisan’dan önce yerine taktırmaktır.
Aksi halde hiç çıkmayın Kale’ye. Bırakın Kale evsiz-barksızların, çulsuzların, tarih hırsızlarının, mezar soyguncularının, berduşların, peşmerge ve rum ajanlarının mekânı olsun.
Yok Kale benim, diyorsanız, gereğini yapın, mezarlara, anıtlara, tarihe, Osman Ağa’ya adam gibi sahip çıkın.
Kitâbedeki “Yunan-Pontus-imha” lâflarından rahatsızlık duyanlar Atatürk’ün NUTUK’unda aynı kelimelerin kaç defa geçtiğini biliyorlar mı?
Bilmeyenler dip nota “görülen lüzum üzerine” tamamını aldığımız yazıyı bir daha okusunlar.[i]
Yetmedi mi?
O zaman şunu da okuyun;
“…. Batı fabrikalarının çelik zırhları ile kaplanan muazzam Yunan orduları, artık Anadolu dağlarında subayları tarafından terk edilmiş sürüler, cinayetlerinden dehşete düşerek kudurmuş kitleler ve ağaç diplerinde kalmış dermansız yaralılardan ibaret kaldı.” 12.9.1922 TBMM Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal”.

 


Demek ki Mustafa Kemal bile Kurtuluş Savaşı’nda mevhum, bilinmeyen, farazî bir düşmanı değil, Yunanlıyı yendiğimizi söylüyordu.
Hadi gücünüz yetiyorsa onun da böyle demesinin uygun olup olmadığını TTK’na sorun, kitaplarından Yunan-Pontus lâflarını kaldırın.
Elimde ne yazık ki, AB’ye uyan 57’inci Hükümetin “AB’ye uydurulan ve öyle faaliyetler gösteren” Kültür Bakanlığı tarafından bastırılmış bir kitap var. “Yorgo Emmi”..
Yazarı Ayhan Sarıhan.. Selânik’e kadar gidip, köyünden göç eden Rumları bulup da, Atatürk’ün evini “bulamadığı” için ziyaret edemeyen biri..(Sayfa 76)
Bakın Ordu’nun, Serkiz köyünün Alageriş mahallesinden göç eden 1910 doğumlu “Pontuslu” Yordam aynı kitapta ne diyor: (Sayfa 82)
“Milletten hiçbir acılığımız yok.. Bizi Mustafa Kemal ile Topal Osman perişan etti.”
Anladınız mı şimdi Vehbi’nin kerrâkesini?
Anlaşıldı mı şimdi neden açıktan Mustafa Kemal’e saldıramayanların, Topal Osman’a vurup durduklarını?[ii]
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Osman Ağa'nın aynası

 


Hüseyin Mümtaz
Osman Ağa topluma bir ayna tuttu, herkesin ciğeri, maskesinin arkasına sakladığı asıl yüzü meydana çıktı, eteğindeki taşlar dökülüverdi.
Herkes olaya kendi meşrebine, düşünce ufkuna, dünya görüşüne uygun olarak yaklaştı, kimin ne mal olduğu iyice anlaşıldı.
Yıllardır Osman Ağa deyince mangalda kül bırakmayan, söz ve yazılarıyla “Osman Ağa uzmanı” geçinen ağızdan dolma, kaval namlulu mantelli tüfekler nedense dut yemiş bülbül kesildi.
Kişisel dostluk veya düşmanlıklar, “ticari” kaygılar, “bana dokunmayan yılan” veya “etliye sütlüye karışmama” kaypaklığı, siyasi endişeler, her devirde güçlüye yakın olma fikriyatı, binilen her kayığın sahibinin türküsünü çağırma ilkesizliği bir kere daha aklın önüne geçti; mantık ve idealler, kişisel duygu ve çıkarların gölgesinde kaldı.
Vatan sevgisi akıla, günün kurtarılmasından sonra geldi.
Bu söylediklerim Giresun’un kısır kasaba politikası içinde cereyan edenler..
İş Türkiye ölçeğine taşınınca durum daha da değişiyor.
Her yazar ve yayın organı durumdan vazife çıkardı, durumu kendine yonttu.
Konuyu “ulusal basın”da ilk gündeme getiren Murat Bardakçı bile Osman Ağa için “Karadeniz bölgesinde, özellikle de Giresun'da ‘milli kahraman’ kabul edilen” demeyi tercih etti.
Yâni Osman Ağa Giresun; biraz da Karadeniz dışına çıkınca “millî kahraman” kabul edilmiyor….
Radikal dinciler, “eski yazı kitabenin” kaldırılmasından hareketle olaya dini bir yön verdiler, daha önce de bilmem hangi vakfın tabelâsının kaldırılmış olması ile bağladılar olayı.
Taha Akyol da fırsatı kaçırmadı.

 


Eleştiri yazısını, “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi”nin bu meseleye nasıl olup da karışacağı, tarihimizi nasıl kontrol edeceği noktası üzerine bina etti. MGSB’nin, şeffaf olması gereken bir toplumda her işe çok fazla burnunu soktuğunu eleştirmek için kullandı Osman Ağa’yı.
Sanki ortada MGSB’ye dayanan böyle bir emir-talimat varmış gibi..
Kimse kıvırıp, olmayan bir MGSB’nin arkasına sığınıp, sonra da kulaklara eğilip, “Siz bilmezsiniz. Fazla karıştırmayın. Emir büyük yerden” aldatmacasının arkasına sığınmasın.
MGSB vilayetlere kadar dağıtılmaz, MGSB somut mahalli problemlerle uğraşmaz, genel ve soyut çerçeveler çizer.
MGSB’nin hiçbir satırında Osman Ağa’nın mezar taşından “Pontus imhası, Yunanlıların denize dökülmesi” kavramlarının çıkarılması talimatı yer alamaz.
Bu bir Milli Güvenlik Siyaset Belgesi değil, “Şahsi Çıkarlar Siyaset Belgesi”dir.
Dinamitin kimin cebinde patlayacağı da belli değildir.
Daha doğrusu bellidir de fitil yanmaktadır, biraz daha çıkarıp söndürmezlerse cepte patlayacaktır.
Ama cepten çıkarınca da herkes görecek, yalan ortaya çıkacaktır.

 


Tam bir aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali.
İlgili bakanken bir “İnsan Hakları Üst Kurul” toplantısında bir şehit anasının “Sen konuşma, sen de Kürt değil misin?” çıkışına şaşırarak tamamen doğru bir yaklaşımla “Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanıyım. Bakanların etnik kimliği sorulmaz” tavrını sergileyen eski İçişleri Bakanı Yücelen’in bile ben Giresun’a telefonu açıp “Yahu şu Osman Ağa’nın mezar taşını hallet” diyebileceğini tahmin etmiyorum.

 

 


Bu işin kaynağı da, talimatı da, uygulayıcısı da “mahallinden” temin edilmiştir. Plânlı ve örgütlü bir çalışmanın eseridir. Mezar kitabesinden sonra Kuvayi Milliye Müzesi’nin de kapatılması tesadüf olamaz.
Bu iş “siyaseten” öyle yapılmışsa; verilecek hesap da elbette “siyasi” olmalıdır.
Balığa çıkanın dizi ıslanır. “Atatürk’ün Muhafızı” kara zıpkalılara sahip çıkmayan sahte Atatürkçüler seçilseler bile Giresun’a girecek; başka bir yerde görev alsalar bile hiçbir anıt mezar ziyaret edecek yüz bulamayacaklardır.
Gittikleri yere kadar takib edip 2002 yılında Giresun’da Atatürk’e, Atatürk’ün Cumhuriyeti’ne, Atatürk’ün muhafızlarına, Kuvayi Milliyecilere, gerçek Atatürkçülere yapılanlar konusunda kamuyu aydınlatacağız.
Biz ödülü parti veya derneklerden değil, milletten alıyoruz.


-----------------------------------------------------------------------makale---------------------------------------------------
Milli güvenlik ve tarih
Taha AKYOL

FACİAYI değerli tarihçi Murat Bardakçı yazdı: Giresun kalesindeki Topal Osman anıtının eski Türkçe yazılı kitabesi kazınarak yok edilmiş!
Orijinal kitabe yok artık!
Çünkü eski Türkçe metinde, Topal Osman’ın kahramanlıkları sayılırken "Pontusçuların imhasındaki" hizmetleri de övülüyormuş.
Her şeyi bilen büyüklerimiz "Pontusçuların imhası" deyimini "milli güvenlik siyaseti" açısından sakıncalı bulmuşlar!
Ve "milli güvenlik siyaseti doğrultusunda gelen uyarı" üzerine, eski Türkçe orijinal kitabe kazınmış, yok edilmiş, "milli güvenlik siyasetine uygun" yeni bir metin yazılmış...
Korkunç bir tarih kıyımı!
Yasal olarak Anıtlar Kurulu’nun, tarih bakımından da Türk Tarih Kurumu’nun ve akademisyen tarihçilerin görüşünü almadan bu tahripçiliği yapanlar hakkında suç duyurusunda bulunuyorum!
Sayın Başbakan Ecevit’i soruşturma emri vermesi için göreve çağırıyorum!
***

 


TOPAL Osman Ağa Kuvayı Milliye kahramanlarındandır. Siyasi sebeplerle, yine Kuvayı Milliye kahramanlarından biri olan Trabzonlu Ali Şükrü Bey’i öldürmüştür, bir siyasi cinayet failidir. Ama sonraki suçu onun kahramanlığını ve hakkında dikilen anıtı hak etmiş olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Anıt zaten Atatürk’ün emriyle yapılmıştı.
Bugün için, orijinal kitabenin kazınıp yok edilmesi, "Ponstus iddiaları"nı ortadan kaldırmak değil,

 

Kuvayı Milliye’nin anıtlarından birini, bir tarihi mirası bozmaktır.
Üstelik devekuşu zihniyetidir: Sanki biz kitabeyi yok edince her şey yok oldu, bitti!
Sanki bu anıtın orijinal kitabesinin fotoğrafı hiç çekilmemişti, sanki metni hiçbir yerde yayımlanmamıştı!
Murat Bardakçı da hem fotoğrafını hem metnini yayımladı zaten; eline sağlık...
***
TÜRK Tarih Kurumu Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu "teessüflerini" belirterek şunları söyledi:
- İncelediğim Pontus iddialarının hiçbirinde bu anıttaki ifadenin delil diye kullanıldığını görmedim. Nitekim, Ermenilerin diktiği anıtlardaki soykırım ifadeleri de delil olarak görülemez.
Anıttaki orijinal kitabede yer alan "Pontusçular" teriminin bölgedeki Rum ahaliyi değil, Pontus çetecilerini kastettiği açık zaten...
1903 Tarihli Salname - i Osmani’de (istatistik yıllığı) verilen rakamlara göre, eski Pontus iddialarının odaklandığı Trabzon merkezinde 348 bin nüfusun 286 bini (yüzde 82) Türk, 46 bini (yüzde 13) Rum, 8 bini (yüzde 4.7) Ermeni idi.
1880 salnamesine göre de, 50 bin nüfuslu Giresun’da 8 bin (yüzde 6) Rum vardı.
Sivil Rumlar imha edilmemiş, önemli bir bölümü Balkan Savaşı’ndan sonra Yunanistan’a göçmüş, kalanlar da Lozan’da mübadele edilmiştir.
Trabzon ve havalisi, Fatih’in oralardaki Rum nüfusun önemli bir bölümünü Balkanlar’a yerleştirip yerlerine Türkmenleri iskan etmesinden beri etnik olarak da Türk ve Müslümandır.

 


Bugün Pontusçuluk iddiası gülünç bir ham hayal, korkusu ise gülünç bir paranoyadır.
Kültür bilincinden mahrum ve komplo teorilerine boğulmuş bir güvenlik anlayışı milli kültürümüze zarar veriyor!
23 Ekim 2002/Milliyet


----
 

 

 
 

 

Sign in  |  Recent Site Activity  |  Terms  |  Report Abuse  |  Print page  |  Powered by Google Sites